Dayanışma Ne Zaman İstisna Oldu?

“Kimse böyle bir şey yapmıyor.”

Geçenlerde sektörden bir tanıdığımla konuşurken duyduğum bu cümle aklımda kaldı. Kısmen benzer işler yapıyorduk. Sohbetin bir yerinde ona, “Neye ihtiyacın olduğunu söyle, elimden gelen desteği vereyim. Birbirimize böyle destek olabilmeliyiz,” demiştim.

Teklifim hoşuna gitmişti. Beni düşündüren ise onun şaşkınlığı oldu. Aynı sektörde çalışan iki insanın birbirine destek olması neden beklenmedik bir davranış sayılıyordu?

Benzer müşterilerle çalışırken birbirimizi rakip olarak görmemiz anlaşılır. Aynı iş için teklif verdiğimiz, aynı fırsata talip olduğumuz zamanlar oluyor. Fakat bütün ilişkiyi bunun üzerine kurduğumuzda birlikte yapabileceklerimizi daha baştan dışarıda bırakıyoruz. Bazen bizim değerlendiremeyeceğimiz bir fırsatı bile başkasına aktarmakta tereddüt ediyoruz.

Ortada gerçek bir çıkar çatışması olmasa da başkasının güçlenmesinin bizi zayıflatabileceğini düşünüyoruz. Oysa başkasının yolunu açmak, kendi yolumuzu daraltmaz.

Üstelik birbirimize yalnızca büyümek için ihtiyaç duymuyoruz. İşler yolunda gitmediğinde de bu ilişkilerin bir karşılığı olmasını bekliyoruz.

Yakın zamanda, uzun yıllardır iş dünyasında olan bir marka sahibiyle konuştum. Ekonomik açıdan zor bir dönemden geçiyordu. Yıllarca çalıştığını, pek çok insana yardımcı olduğunu, fakat şimdi çevresinden yeterince destek göremediğini anlattı.

Kırgındı. Bunu dile getirirken biraz da mahcuptu.

Çevresindeki insanların hangi imkânlara sahip olduğunu, kimin ne yapabileceğini bilmiyorum. Ama onu dinlerken meselenin yalnızca ekonomik sıkıntı olmadığını düşündüm. Yıllar içinde kurduğuna inandığı ilişkilerin bu zor dönemde yanında olup olmadığını da sorguluyordu.

Bu yakınmayı sık duyuyorum. Farklı insanlar, işler zorlaştığında çevrelerinin daraldığını, yanlarında sandıklarından çok daha az insan kaldığını anlatıyor.

Zor gününde yalnız kalmak artık hayatın yeni normali mi?

İnsanların kendi sıkıntıları, yetişemedikleri sorumlulukları ve dışarıdan görünmeyen yükleri var. Her uzaklığı vefasızlık diye adlandırmak haksızlık olur. Yine de her defasında “Hayat böyle” deyip geçmek, eksikliğini hissettiğimiz şeyi zamanla olağan kabul etmeye dönüşebilir.

Böyle bir insana “Yaptığın iyiliğin karşılığını beklememelisin” demek de kolay. İlke olarak doğru görünen bu cümle, karşımızdakinin yaşadığını anlamaya yetmiyor.

Birine yardım ederken onu kendimize borçlu saymak başka, zor günümüzde çevremizdeki insanların bizi hatırlamasını istemek başka.

İnsan bazen geçmişte yaptıklarının karşılığını değil, kurduğu ilişkilerin hâlâ bir anlamı olduğunu görmek istiyor. Aranmak, dinlenmek, yaşadıklarının önemsenmesini istiyor. Dayanışmayı bir alacak verecek hesabına çevirmeden de bu beklentinin insani tarafını anlayabiliriz.

İlk konuşmada destek teklifine şaşıran biri vardı. İkincisinde, destek göremediği için kırılan biri.

İkisini birlikte düşününce, yardım etmeyi gözümüzde ne kadar büyüttüğümüz de geldi aklıma. Para vermek, bir sorunu çözmek, büyük bir sorumluluk üstlenmek… Bunları yapamayacağımızı düşünerek elimizden gelebilecek daha küçük şeyleri de yapmıyoruz.

Oysa birimizin kolayca erişebildiği bilgiye veya kişiye diğeri ulaşamıyor. Bir tanıştırma, paylaşılan bir deneyim ya da zamanında yapılan bir görüşme, karşı tarafın uzun süredir ilerletemediği bir işe hareket kazandırabiliyor. Dayanışmanın kaldıraç etkisi burada: Bizim için küçük olan bir katkı, başka birinin hayatında büyük bir karşılık bulabiliyor.

Benim işimin önemli bir bölümü de insanlarla fırsatları buluşturmaya dayanıyor. Bunun uzmanlığı, emeği ve ticari bir karşılığı var. Fakat edindiğimiz bilgiyi ve çevreyi yalnızca gelir ürettiği zaman değerli sayarsak, yapabileceklerimizin bir bölümünü hiç kullanmamış oluyoruz.

Başkasının hayatının biraz olsun kolaylaştığını bilmenin kendine özgü bir tatmini var. Üstelik bunun için o hikâyenin başrolünde olmamız gerekmiyor. Verdiğimiz desteği hatırlatmadan, sonucu sahiplenmeden de birinin hayatında iyi bir iz bırakabiliriz.

Elbette her talebe evet diyemeyiz. Zamanımızın, imkânlarımızın ve sorumluluklarımızın sınırları var. “Elimden gelen desteği vereyim” sözünü bu yüzden önemsiyorum. Her şeyi çözmeyi vadetmiyor; ihtiyacı anlayıp gerçekten ne yapabileceğimize bakmayı gerektiriyor.

Gösterdiğimiz ilginin karşılığını belirleyemiyoruz. Bazen beklediğimiz desteği bulamayacak, kırılacağız. Ama bu kırgınlığın bundan sonraki bütün ilişkilerimizi belirlemesine izin vermek zorunda değiliz.

O marka sahibinin anlattıkları, bana zor zamanda yalnızlaşmanın ne kadar yaygın olduğunu değil, buna ne kadar kolay alışabildiğimizi düşündürdü. Bir davranışın sık görülmesi, onu ilişkilerimizin değişmez kuralı olarak kabul etmemizi gerektirmiyor.

İnsanları güçlü, başarılı ve bize faydalı olabilecekleri zamanlarda hatırlamak kolay.

Asıl mesele, onlardan bir şey beklemediğimiz zamanlarda da onları hatırlamak.

Info

Franchising Market Değerlendirmesi

"Yol Boyunca Öğrendiklerim", Mesut Süren'in iş hayatında yaşadığı gerçek deneyimlerden ve yıllar içinde yaptığı gözlemlerden doğan bir yazı dizisidir. Her bölüm, iş dünyasından bir hikâyeyi hayatın daha geniş bir sorusuyla buluşturur.

← Serinin diğer yazılarını okumak için tıklayın.

https://franchising.market/sirketim/374/hayatin-en-buyuk-enerji-kaybi-kontrol-edemedigimiz-seylerle-mucadele-etmek/

https://franchising.market/sirketim/376/bilmek-baska-uygulamak-bambaska/

https://franchising.market/sirketim/379/hayat-ayni-kalmiyor-biz-neden-kaliyoruz/

https://franchising.market/sirketim/387/cerceve-her-seydir/

https://franchising.market/sirketim/392/hakli-olmak-her-zaman-kazanmak-degildir/

https://franchising.market/sirketim/399/her-seyi-geride-biraktiginda-geriye-ne-kalir/

Yazar
Mesut Süren
CEO | Franchise ve Perakende Mentörü