Her Şeyi Geride Bıraktığında Geriye Ne Kalır?
Türkiye’de kurulu bir kariyerim vardı. Avustralya’da ise her şeye yeniden başladım. “Yol Boyunca Öğrendiklerim”in yeni bölümünde, bildiğim düzeni geride bırakıp kimseyi tanımadığım bir ülkede kendime yeni bir yol açtığım 18 ayı anlatıyorum.
2009 yılının başında Türkiye’nin iyi bilinen markalarından birinde yönetici olarak çalışıyordum.
Kariyerim kötü gitmiyordu. Kurulu bir düzenim ve önümde ilerleyebileceğim bir yol vardı. Fakat gelecekte yapmak istediklerim için önemli bir eksiğimin de farkındaydım:
İngilizcemi geliştirmem gerekiyordu.
İş hayatımın bir gün uluslararası bir boyuta ulaşmasını istiyorsam bunu daha fazla erteleyemezdim. Henüz önümde yabancı bir şirketten gelen teklif veya İngilizce gerektiren somut bir proje yoktu. Bu eksikliği tamamladığımda karşıma hangi fırsatların çıkacağını söyleyen de yoktu.
Yalnızca gitmek istediğim yönü ve o yolda ilerleyebilmek için bende neyin eksik olduğunu görebiliyordum.
Gitmek zorunda değildim.
Belki de kararı zorlaştıran tam olarak buydu.
İşimden ayrıldım. Avustralya’daki eğitimimi ve yeni hayatımın ilk dönemini finanse edebilmek için arabamı sattım. Otuzlu yaşlarımın başında, kimseyi tanımadığım bir ülkeye gittim.
Kariyerin hep ileriye ve yukarıya doğru ilerlemesi gerektiğine inanıyoruz. Daha iyi bir görev, daha yüksek bir pozisyon, daha geniş yetkiler…
Ben ise iyi giden bir kariyerin ardından Avustralya’da hayata yeniden başlıyordum.
Türkiye’deki görevimin ve çevremin orada bana sağladığı hazır bir alan yoktu. Geçimimi sağlayabilmek için daha önce yaptıklarımdan oldukça farklı işlerde çalıştım. Bir dönem temizlik işi de yaptım.
Bazı günler kendime aynı soruyu soruyordum:
“Ben ne yaptım?”
Bugünden geriye bakınca bu kararı cesur ve anlamlı bulmak kolay. Çünkü sonrasında neler olduğunu biliyorum. O günlerde ise verdiğim kararın doğru olduğunu gösteren hiçbir kanıt yoktu.
Kariyerimde attığım en ileri adımlardan biri, dışarıdan bakıldığında geriye doğruydu.
Önce İngilizce eğitimi aldım. Dil konusunda belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra Business Administration okumaya başladım.
Zamanla çevrem de değişmeye başladı. Yeni insanlarla tanışıyor, iş insanlarının bulunduğu toplantılara katılıyordum. Bir süre sonra insanlar bana, “Avustralya’da ne iş yapabilirim?” diye sormaya başladı.
Oraya danışmanlık yapmak için gitmemiştim. Kendimi kimseye danışman olarak da tanıtmamıştım. Fakat insanlarla iş fırsatları arasında bağlantılar kurdukça bazı Türk markalarının Avustralya pazarına açılma çalışmalarına destek vermeye başladım.
İlk günlerde kimseyi tanımadığım bir ülkede, artık insanlar yeni bir işe başlarken fikrimi soruyordu.
Bu dönemde Avustralya’da düzenlenen bir franchise fuarına gittim. Fuarda beni en çok büyük restoran veya perakende markaları değil, iki sıra dışı iş modeli etkiledi.
Bunlardan biri köpek gezdirme hizmetini, diğeri ise çatılara anten kurulumunu franchise sistemiyle büyütüyordu.
Köpek gezdirmenin ve anten kurmanın bile belirli standartlara bağlanarak çoğaltılabilir bir iş modeline dönüşmesi uzun süre aklımdan çıkmadı.
Yıllar sonra franchisingin mesleğimin merkezine yerleşeceğini o gün bilmiyordum. Fakat o fuar, bir işe yalnızca sunduğu ürün veya içinde bulunduğu sektör üzerinden değil; sistemi ve çoğaltılabilirliği üzerinden bakmaya başladığım dönemin önemli karşılaşmalarından biriydi.
Avustralya’da döner üzerine çalışan çok sayıda işletme vardı. Ben ise Türkiye’de oldukça bilinen kumpirin, o pazarda farklı bir fast-food alternatifi olabileceğini düşündüm. Avustralya pazarı için kumpir üzerine kurulu bir marka konsepti geliştirdim.
Geriye baktığımda, o çalışmanın danışmanlık kariyerimin ilk denemelerinden biri olduğunu görüyorum.
Avustralya’ya giderken bunların hiçbiri planımda yoktu.
Ben İngilizce öğrenmek, ardından işletme yönetimi eğitimi almak için gitmiştim. Fakat öğrendikçe, insanlarla tanıştıkça ve bilmediğim alanlara ilgi gösterdikçe planlamadığım işler, aldığım eğitimin yanına başka bir yön daha ekliyordu.
Türkiye’de sahip olduğum pozisyonu Avustralya’ya götürememiştim. Ama o noktaya gelmemi sağlayan öğrenme isteğim, çalışma disiplinim ve insanlarla ilişki kurma becerim benimle gelmişti.
Belki de insan, sahip olduğu konumun ne kadarının kendisine, ne kadarının çalıştığı kuruma ait olduğunu bunları geride bıraktığında daha iyi anlıyor.
Avustralya’da toplam 18 ay kaldım.
Bugün farklı ülkelerdeki markalarla, yatırımcılarla ve iş ortaklarıyla çalışıyorum. O dönemde İngilizcemi geliştirmek için bu kararı vermemiş olsaydım, bugün yaptığım işi aynı ölçekte yapamayacağımı biliyorum.
Fakat bu hikâyenin anlamı, Avustralya’ya gidip sonunda başarılı olmam değil. Her risk aynı şekilde sonuçlanmaz. Geçmişe baktığımızda sonucu iyi olan kararları cesaret, kötü olanları ise hata diye adlandırmak kolaydır.
2009 yılında bugün yaptığım işlerin hiçbiri ortada yoktu. Karşıma çıkmış bir fırsata hazırlanmadım. Gelecekte ihtiyaç duyacağıma inandığım bir yetkinlik için, o gün sahip olduğum güvencenin bir bölümünden vazgeçtim.
Dışarıdan bakıldığında kariyerimde geriye gidiyordum.
Oysa insan bazen geriye gitmez; yalnızca başkalarının ilerleme saydığı yönden ayrılır.
Peki her şeyi geride bıraktığımda geriye ne kaldı?
İşim değil. Çevrem değil. Kartvizitimde yazanlar hiç değil.
Öğrenme isteğim, çalışma disiplinim, insanlarla bağ kurma becerim ve yeniden başlayabilme gücüm…
Belki de gerçekten bize ait olanlar, geride bırakamadıklarımızdır.
İnsan bazen kim olduğunu, sahip olduklarını korurken değil; onlar olmadan da yeniden başlayabildiğinde anlıyor.
Franchising Market Değerlendirmesi
"Yol Boyunca Öğrendiklerim", Mesut Süren'in iş hayatında yaşadığı gerçek deneyimlerden ve yıllar içinde yaptığı gözlemlerden doğan bir yazı dizisidir. Her bölüm, iş dünyasından bir hikâyeyi hayatın daha geniş bir sorusuyla buluşturur.
← Serinin diğer yazılarını okumak için tıklayın.
https://franchising.market/sirketim/376/bilmek-baska-uygulamak-bambaska/
https://franchising.market/sirketim/379/hayat-ayni-kalmiyor-biz-neden-kaliyoruz/
https://franchising.market/sirketim/387/cerceve-her-seydir/
https://franchising.market/sirketim/392/hakli-olmak-her-zaman-kazanmak-degildir/
Son Haberler
HEPSİNİ GÖSTER
IFCO 2026 İstanbul’da Başladı: Türk Moda Sektörü Küresel Alıcılarla Buluşuyor
Türkiye hazır giyim sektörünün uluslararası buluşma noktası IFCO, 19 Ağustos’ta İstanbul Fuar Merkezi’nde kapılarını açtı. 21 Ağustos’a kadar...
A101 CarrefourSA’yı Satın Aldı: İki Marka Neden Birleşmeyecek?
CarrefourSA’nın yüzde 89,28’i A101’in sahibi Yeni Mağazacılık’a devredildi. Ancak iki perakende markası birleşmek yerine farklı yönetim yapıları,...
Pizza Hut Çin’de Burger Atağına Geçti: 6 Ayda 200 Nokta, Hedef 600
Çin’de burger pazarı büyürken Pizza Hut, kahve ve hotpot markaları da rekabete katılıyor. Pizza Hut Burger Bar, altı ayda 200 noktayı aşarken 2026...
50+ Yaş Müşterisi Ne İster?
Markalar genç kuşakları anlamaya çalışırken, satın alma gücü yüksek milyonlarca 50+ müşteriyi hâlâ yeterince göremiyor. Engin Yıldırım, “Silver...