İnsan En Çok Kendi Kendine Anlattığı Hikâyeye İnanır
“Bu olmaz” dediğimizde bir engeli mi görüyoruz, yoksa henüz denemediğimiz bir ihtimali mi kapatıyoruz? “Yol Boyunca Öğrendiklerim”in yeni bölümünde, aynı mağazaya bakan iki yöneticiden kendi kendimize anlattığımız hikâyelerin kararlarımızı nasıl etkilediğine uzanıyoruz.
“Bu olmaz.”
İş hayatında bu cümleyi sık duyuyorum. Yeni bir fikirden, farklı bir pazardan ya da alışılmışın dışında bir iş modelinden söz açıldığında bazen nasıl yapılabileceğini konuşmadan karar verilmiş oluyor.
Her itirazı önyargı saymıyorum. Bir fikrin işlemesini engelleyen koşullar olabilir. Talep yetersizdir, maliyetler karşılanmıyordur ya da zamanlama yanlıştır. Bunları görmek, insanı gereksiz bir kayıptan korur.
Yine de bir engeli tarif etmekle onun aşılamayacağına karar vermek arasında fark var. “Bu olmaz” dediğimizde bazen bildiklerimizi, bazen de henüz denemediklerimiz hakkında düşündüklerimizi konuşuyoruz. Cümlenin kesinliği, aradaki farkı görünmez kılabiliyor.
James Dyson’ın hikâyesini bu yüzden düşündürücü buluyorum. Torbasız elektrikli süpürgesini geliştirirken istediği sonuca ulaşmadan önce 5.126 prototip yaptı. Her çalışmayan model, çözmesi gereken bir sorun gösteriyordu. Ama bir modelin işe yaramaması, bir sonrakinin de yaramayacağını kanıtlamıyordu. www.dyson.com
Bu sayıyı duyunca akla sabır geliyor. Benim aklıma başka bir soru takılıyor: Bir denemenin sonucunu nasıl yorumluyoruz?
Yıllar önce yöneticilik yaptığım bir perakende markasında bunun daha gündelik bir örneğini gördüm. Alışveriş merkezindeki mağazalarımızdan birinin satışları düşüktü. Mağazaya her gidişimde müdürümüz, oraya müşteri gelmediğini ve o lokasyonda iş yapılamadığını söylüyordu.
Bir süre sonra müdürü değiştirdik. Daha az müşterili, daha zayıf bir lokasyondan gelen yeni müdür, aynı mağazada yapılabilecek çok iş olduğunu düşünüyordu. Sonraki dönemde satışlar iki katına çıktı.
Bu artışı yalnızca iki kişinin bakış açısıyla açıklayamam. Mağaza yönetiminde pek çok değişken vardır. Yine de aynı koşullara bakan iki insanın neyi mümkün gördüğünün, yapmaya değer buldukları şeyleri etkileyebildiğini o süreçte gördüm.
Zor bir koşulu fark etmek gerekir. Güçlük, o koşul hakkında verdiğimiz hükmü zamanla değişmez bir gerçeğe dönüştürdüğümüzde başlar.
Bunu başkalarının fikirlerinde fark etmek daha kolay. “Bu olmaz” diyen kişiye nedenini, hangi veriye dayandığını sorabiliyoruz. Kendi kendimize aynı cümleyi söylediğimizde ise çoğu zaman sorgulamıyoruz. Bir düşünceyi tekrar ede ede, onu sınırımız gibi görmeye başlayabiliyoruz.
“Ben böyle işlerde iyi değilim”, “Bizim müşterimiz bunu istemez”, “Bu pazarda zaten yer yok.” Bu cümlelerin bazıları belirli koşullarda doğru olabilir. Ama hangi koşullarda doğru olduklarını sormayı bıraktığımızda, karşımıza çıkan yeni imkânları da eski cevaplarla değerlendiriyoruz.
Kendimize anlattığımız hikâyeler bazen bizi korur. Hazırlıksız bir adımı veya karşılayamayacağımız bir riski önler. Bazen de daha araştırmadan, daha küçük ölçekte denemeden bir fikrin sınırına bizim yerimize karar verir.
Bu yüzden “Bu olmaz” sözünü duyduğumda hemen karşı çıkmak da istemiyorum, hemen kabul etmek de. Önce neyin olmadığını anlamaya çalışıyorum. Fikrin kendisi mi işlemiyor? Seçtiğimiz yöntem mi? Yoksa bugün sahip olduğumuz imkânlarla mı zor görünüyor?
Bu soruların cevabı her zaman devam etmek olmayabilir. Bazen eldeki veriler vazgeçmeyi gerektirir. Fakat o zaman neye dayanarak karar verdiğimizi biliriz.
Dyson’ın çalışmayan prototipleriyle o mağazanın düşük satışları arasında benim için böyle bir bağ var. İkisi de göz ardı edilemeyecek sonuçlardı. Yine de sonuçla ona verdiğimiz anlam aynı şey değil. Bir başarısızlık bize yöntemi değiştirmemizi söyleyebilir; kendimizle veya gelecekle ilgili kesin bir hüküm vermemizi gerektirmez.
İnsanın kendi kendine anlattığı hikâyeyi değiştirmesi, yalnızca başka bir cümle kurmasıyla olmuyor. O cümleyi sınayacak bir soru sorması, bazen de küçük bir deneme yapması gerekiyor.
Çünkü kendi kendime anlattığım hikâyenin beni koruduğu zamanlar var. Bir de benim yerime karar verdiği zamanlar.
Franchising Market Değerlendirmesi
"Yol Boyunca Öğrendiklerim", Mesut Süren'in iş hayatında yaşadığı gerçek deneyimlerden ve yıllar içinde yaptığı gözlemlerden doğan bir yazı dizisidir. Her bölüm, iş dünyasından bir hikâyeyi hayatın daha geniş bir sorusuyla buluşturur.
← Serinin diğer yazılarını okumak için tıklayın.
https://franchising.market/sirketim/376/bilmek-baska-uygulamak-bambaska/
https://franchising.market/sirketim/379/hayat-ayni-kalmiyor-biz-neden-kaliyoruz/
https://franchising.market/sirketim/387/cerceve-her-seydir/
https://franchising.market/sirketim/392/hakli-olmak-her-zaman-kazanmak-degildir/
https://franchising.market/sirketim/399/her-seyi-geride-biraktiginda-geriye-ne-kalir/
https://franchising.market/sirketim/413/dayanisma-ne-zaman-i-stisna-oldu/
Öne Çıkan Fırsatlar
Son Haberler
HEPSİNİ GÖSTER
Subway 10 Bin Restoran Hedefliyor: Büyüme Yalnızca Yeni Ülkelere Açılmakla mı Sağlanacak?
Subway, EMEA olarak raporladığı ağını 2031’e kadar 10.000 restorana çıkararak yaklaşık ikiye katlamayı hedefliyor. İngiltere’de ASDA mağazaları...
Spark by Hilton Türkiye’deki İlk Otelini Van’da Açtı
Hilton’un Spark markası, Türkiye’deki ilk otelini Van’da açtı. Gültepe ailesiyle franchise ortaklığı kapsamında hayata geçirilen 60 odalı tesis,...
PizzaLazza 200 Restoran Hedefliyor: Paket Servis Büyüme Planını Nasıl Şekillendiriyor?
PizzaLazza, 135’i aşkın restoranını 2027 sonunda 200’e çıkarmayı hedefliyor. Mevcut restoranların 110’unu franchise iş ortakları işletiyor....
TEPAV: Perakende Güveni İyileşti, Mevcut İşlere İlişkin Görünüm Zayıf Kaldı
TEPAV’a göre perakende güven endeksi Eylül 2026’da aylık 1,9 puan artarak −2,6’ya yükseldi. Ankete katılanların %74,3’ü ise işlerinin geçen yılın...