Girişimcilik ve franchise

Girişimciliğin cazibesi
Girişimciliğin cazibesi / Bizde girişimci eksiği yok ki, tersine girişimci fazlası, hatta mecburen girişimci olan bir kitle var.
Pazartesi
14.06.2021
Bir girişimcilik modasıdır gidiyor. Girişimcilik üzerine dernekler, web sayfaları, dergiler, fuarlar, kurslar, krediler, devlet destekleri sardı her yanımızı ama başarı için disiplinli girişimcilik şart!
 

Herkes girişimcilik üzerine konuşuyor, yazışıyor, danışıyor. Eskiden muhtaçlara fak-fuk fondan para dağıtan devlet, şimdi neredeyse aynı miktarda mikro kredi vererek köydeki ev hanımlarını girişimci yapıyor. Basın da bu konuyu sevdi, her gün girişimcilik öyküleri yayınlıyor. Girişimci süper kahraman olarak sunuluyor.

Oysa yakın geçmişimizde girişimci, çok farklı bir kavramdı. Girişimci kendini Hulusi Kentmen’in babacan, hamiyetperver fabrikatör tiplemesi gibi gösterirdi. Holding sahibi ağaların hep güleç yüzleri, vakıfları, öğütleri, bağışları, mutlu aileleri görülürdü. Halkın girişimciden ne anladığı ise “köşe dönücü”, “hayali ihracatçı”, “ihale mafyası”, “banka hortumcusu”, “Susurluk bağlantısı” gibi deyimlerde ifadesini bulurdu. Kimse ödediği vergiyle, kestiği faturalarla, istihdam ettiği işçi sayısıyla övünmezdi, çünkü işin o tarafı pek karıştırılmak istenmezdi.

Avrupa rüzgarı

Şimdilerde esen girişimcilik rüzgarıysa galiba her zamanki Avrupa üzerinden gelen soğuk hava dalgası. Avrupa’da devleşmiş şirketler var, mal ve hizmetlerde arz fazlası nedeniyle yoğun rekabet yaşanıyor. Filler itişirken çimenler eziliyor. Küçük girişimciler başlarına dert almaktansa bir yerde maaşlı çalışmayı tercih ediyorlar. Geliri iyi, güvencesi sağlam olduğu için herkes halinden memnun. Belli bir oranda işsizlik var ama, sosyal devlet ve işsizlik parası olduğundan kimse korkmuyor.

Kimse girişimci olmayınca, yeni fikirler üretmeyince, herşeyiyle angaje olarak çalışmayınca da ekonomi gelişmiyor. Eski sömürgelerden Avrupa’ya akan kaynaklar da kurudu. Hantallaşmış Avrupa şirketleri dünyadan gelen rekabete dayanamıyor. Japonlar, Koreliler, Ruslar, Çinliler, Hintliler ve tabi bu arada Türkler, Avrupa’lıların kalesi sayılan sanayi alanlarını ele geçiriyor. İleri teknoloji sahibi olması bile tek başına hantal Avrupa’yı geçindirmeye yetmiyor. Bir bakıyorsunuz Çinliler uzayda geziyor, Pakiler atom bombası yapıyor.

Devlet zoruyla girişimcilik

Avrupa Birliği için girişimciliğin gelişmesi, küçük şirketlerin korunması, iyi iş fikrine kredi verilmesi çok önemli. AB girişimciliği özendiriyor, öğretiyor, koruyor. Mevzuatımızı birebir onlara uydurduğumuz için, bizde de birdenbire girişimciliğin yıldızı parladı. Devlet girişimci olmamıza karar verdi diyebiliriz. Vakıfbank, Halkbank bu amaçla sağlanan havuzdan girişimci kredileri veriyor. Kosgeb girişimcilik kursları açıyor, katılanlara üste para veriyor.

Girişimci kural tanımaz

Bizde girişimci eksiği yok ki, tersine girişimci fazlası, hatta mecburen girişimci olan bir kitle var. İnsanların üniversite kapılarında süründüğü, girse bile iş bulamadığı, bulsa bile maaşının yetmediği bir ortamda çoğunluk “limon satmak” peşinde. İşgücü istatistiğine bakın, %40 maaşlı, gerisi kendi işinde veya ücretsiz aile işçisi. Sorun girişimcilik eksiği değil, girişimcinin kural tanımazlığı. Devletin denetim görevine büyüklerden başlaması ve heryere yetişememesi nedeniyle, küçük girişimciler arasında fatura kesmeyen, vergi vermeyen, kaliteyi boşveren, yasalara uymayan, sözlerini tutmayan kitle çoğunlukta. Bu ortamda girişimcilik gelişsin diye “business plan” yapmayı öğretmek, fazla Avrupai kalıyor. Hani düğün salonunda darbukalı klarnetli orkestra dans müziği çalar da gelinle damat vals yapar ya, onun gibi.

Çare franchise

Türkiye şartlarında ekonomiye düzen ve perakendeye disiplin getirecek olan sistem, franchise. Franchise giren sektörün kalite çıtası yükseliyor, çalışanlar eğitiliyor, kayıtlı sisteme geçiliyor, reklamla markanın gelişmesi sağlanıyor, müşteri haklarına saygı gösteriliyor ve en önemlisi marka sahipleri bunları hiçbir devlet desteği veya zorlaması olmadan, markalarını korumak için kendiliklerinden yapıyorlar. Bu işten en karlı çıkansa devlet oluyor. Vergi geliri artıyor, insanlar eğitilip meslek sahibi oluyor, krediler çekler senetler ödenebiliyor, müşteri hakları korunuyor, dünya kalitesi ayağımıza geliyor. Devletin vergi gelir artıyor, eğitim masrafı azalıyor, insanlar iş sahibi oluyor, çekler senetler krediler ödeniyor.

Neden desteklenmeli

Buna rağmen franchise almak ve vermek için herhangi bir teşvik yok. Franchise tebliği ile 1998 yılında getirilen avantajlar, daha neye yarayacağı anlaşılmadan 2002 yılında kaldırıldı. Girişimciliğe verilen destek, franchise sistemine verilmiyor. Bunun nedeni de bana kalırsa, Avrupa Birliği’nin franchise sistemine herhangi bir özel destek vermiyor olması. Doğru ama, onun nedeni başka. AB ülkeleri franchise firmalarını yıllarca yasa ve yardımlarla destekledi. Markalarının franchise vererek büyümesini ve dünyaya yayılmasını sağladı. AB ekonomilerinde faturasız çalışma, kalitesiz üretim, eğitimsiz eleman, tüketici haklarını uygulamama, sigortasız çalışma, vergi kaçırma gibi sorunlar yok. Devlet üzerine düşen denetim görevini yapıyor, herkesin aynı yasalara uymasını sağlıyor. Franchise işletmeler de marka, sistem ve yaygınlık avantajıyla bağımsız veya bayilik sistemiyle çalışanlara göre avantaj kazandılar. Bugün artık özel bir destek gerekmiyor ve tüm dağıtım kanalları aynı kurallara tabi hale getirildi.

Haksız rekabet

Bizde ise franchise firmalarının karşısında devlet destekli bir haksız rekabet var. Franchise işletmeler devletin koyduğu kurallara uyarken, bağımsız çalışan küçük işletmeler kontrol edilmiyor. Edildiğinde de zaten kurallara uygun olmadığı belirleniyor. Bunu herhangi bir kurumu veya kesimi suçlamak adına yapmıyorum, doğrudan devletin yayınladığı denetim istatistiklerini alıyorum. Gıda işletmelerinin yarısı kural dışı çalışır, satışların üçte biri fişsiz yapılır, borçluların dörtte biri borcunu ödemez, elektriğin onda biri kaçak kullanılır vs. Üstelik bunlar sadece yakalandığı için istatistiklere girenler. Sigortasız çalışan elemanlar, hakkını alamadığı halde sineye çeken tüketiciler, bal diye satılan şekerler, yanlış kayıtla mükellefini batıran muhasebeciler, hesabı şişiren lokantalar yok bu istatistiklerde.

Bu haksız rekabet doğrudan maliyetlere yansıyor. Kontrol edilmeyen rakipleri %20-30 daha ucuza mal ediyor. Franchise işletmelerin sadece daha hızlı, daha iyi, daha yakın olması yetmiyor. Fiyatını da pazara göre ayarlamak zorunda. Dikkat edilirse zincir mağazalar iki yoldan birini seçmek zorunda kalıyorlar.

Franchise çözümü

Birinci grup, ürün veya hizmetini farklı algılatabilenler. Bunlar fiyatlarını maliyetlerine göre yükseltiyor, sektörün “birinci ligi”ni oluşturuyorlar. Sıradan rakiplerine göre ürün veya hizmetlerini iki katı fiyata satıyorlar. Markasızlar “ikinci lig”de oynadıklarını biliyor, düşük fiyata razı oluyor, ama maliyetten kıstıkları için yine de güzel kar ediyorlar. Bir porsiyon döner, bir kilo baklava, bir top dondurma, bir saç traşı için nerede ne ödediğinizi bir düşünün, örnekleri kendiniz bulacaksınız. Ancak birinci ligde fiyatler yükselince fazladan maliyetler de doğuyor. Daha iyi yeri daha yüksek kirayla tutmak, daha çok elemanı daha yüksek ücretle çalıştırmak gibi. Genel giderler artınca ancak çok işlek yerlerde sürdürülebilir bir model çıkıyor ortaya. Ara sokaklar, kenar mahalleler gene denetimsiz markasızlara kalıyor.

İkinci grup, aynı veya aynı gibi algılanan ürün ve hizmetleri sunanlar. Fiyatlarını artırmak bir yana, daha aşağı çekmek zorundalar. Bunu da ancak çok büyüyerek, çok verimli çalışarak, çok az birim karla yetinerek yapıyorlar. Örneğin marketlerde bu tür bir rekabet var. Franchise ülkemizde başlarda “yüksek kalite, yüksek fiyat” olarak algılandığı için bu ikinci grup yeni yeni gelişiyor. Daha iyiyi, daha ucuza, her yerde sunmak için zincirleşenler günden güne çoğalıyor.

Disiplinli girişim

Türkiye’nin franchise sistemine şiddetle ihtiyacı var. Kalitesizliğin, eğitimsizliğin, kayıtdışılığın çaresi franchise. Ülkemizde disipline, kaliteye, markaya böylesine ihtiyaç varken, franchise sistemine herkesin arka çıkacağını sanırsınız. Tersine, devlet sanki böyle bir şey yokmuş gibi davranıyor, basın “köşe dönme” yolu olarak tanıtıyor, bankalar “getir teminatını al kredini” diyor, franchise alanlar herşeyi “merkezden” bekleyip beceremeyecekleri işlere kalkışıyor, franchise verenler “önüne gelene” satıp hayal kırıklıkları yaratıyor. Sonuçta franchise sistemi hakettiği yerden çok aşağıda ve keşfedilmeyi, doğru uygulanmayı bekliyor.

Küçük girişimciliğe verilen destekler franchise alanlardan ve verenlerden esirgeniyor. Girişimciliğin ülke ekonomisinin motoru olacağını söyleyenler, dönüp franchise almanın girişimcinin yaratıcılığını kısıtladığını söyleyebiliyorlar. Bu çok yanlış bir yaklaşım. Franchise verenlerin sloganı, “kendi işini yap, ama kendi başına yapma”. Franchise almak disiplinli girişimcilik demek. Franchise vermekse, başarılı girişimcinin gücünü başka girişimcilerle paylaşması demek.

Ülkemizdeki her kesimin bu gerçekleri bir an önce görmesini ve bu sisteme sahip çıkmasını, destek vermesini umuyor ve bekliyorum.


Franchise Danışmanı

FORUM’DA POPÜLER