Perşembe
07.04.2022
Siz mi işe mecbursunuz, iş mi size mecbur? Bunun cevabı size bağlı. Nasıl bir çalışma yaparsanız bu sorunun cevabı ona göre gelişecek. İşte özgür olmak sizin işinizin garantide olması ile çok alakalı. İşte özgür olmak üç şeye bağlıdır:
 
  1. İşinin garantide olması
  2. B planının olmaması
  3. Çalışmayı keyifli hale getirmek

1. İşinin garantide olması

İşimiz nasıl garantide olur, nasıl işimizi kaybetme riski olmaz, işin garantide olması yanında işimizi ve dolayısıyla kazancımızı nasıl geliştiririz?

Eğer profesyonel olarak bir işte çalışıyorsanız, bunun en doğru cevabı “İşimizi en başarılı biçimde ve elimizden gelenin en iyisini yaparak”şeklinde olur. 

İşinizi o kadar iyi ve mükemmel yapın ki vazgeçilmez olun. Tabii ki firmalarda günün sonunda “Hiçbir kimse vazgeçilmez değildir,” diye bir kuram vardır. Yani siz ayrıldıktan sonra o firma kapanmayacak. Hayatına devam edecek. Ama sizin kadar iyi birisini bulacak mı? Sizin başarılı çalışmanız sonrasında almış olduğunuz başarılı sonuçları başka biriyle alabilecekler mi? Firmalar bu kişilerin her zaman farkındadır belli etselerde etmeseler de... Dolayısıyla siz işinizi aşk ve tutkuyla yapıyorsanız bu sizin işinizin sonuçlarından belli olur ve patronunuz/üst yöneticiniz bunun mutlaka farkına varır. Varmıyorsa, bu şirket, sizin için doğru şirket midir siz sorgularsınız zaten. 

Çalışma hayatında şunu sıklıkla gördüm ki eğer siz işinizi doğru yapmak için elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorsanız,   işinize bütün dikkatinizi veriyor ve itina ile yapıyorsanız, işiniz her zaman garantide oluyor. Sizden vazgeçmiyorlar. 

Eğer kendi işinizi yapıyorsanız yine en doğru cevap kendi işinizi en başarılı şekilde yapmaktır.

Ürününüz ve verdiğiniz hizmet o kadar mükemmel olsun ki müşterileriniz sizden vazgeçemesin. Sizden aldığı ürün ve hizmetin bir benzerini başka bir yerde bulamasın. Müşterilerinizin tüm ihtiyaçlarının giderildiği, etkili bir iletişimle, dünyada başarılı olmayacak bir iş yoktur. Sizin de çeşitli sektörlerden aldığınız hizmet ve ürünler vardır. Bunlardan bazılarından isteseniz de vazgeçemezsiniz çünkü onun yerine koyacağınız bir firma yoktur. 

Benim şahsen vazgeçemediğim ve yerine başkasını koyamayacağım bir firma var: Türk Hava Yolları. Verdikleri hizmet o kadar iyi ki bir şekilde kullanmak istemesem yerine koyacak başka bir hava yolu yok. Üçüncü dünya ülkeleri bazı havayolları hariç hemen hemen tüm hava yollarını zaman içinde kullandım. Tüm bu hava yollarının bir şekilde gerek yer hizmetleri, gerek uçuş hizmetleri ve ödül programları THY’nin vermişolduğu hizmetin yakınından bile geçemez. Verdiğim çok başarılı ve uç bir örnek olabilir ama kendi çalıştığınız sektörün THY’si olmanız müşterinizi bu derece mutlu etmekten geçer. Daha ismini saymadığım bir sürü firma var. 

Amerika’da bir marka. Kendi sektörünün lideri, günlük ihtiyaç ve temel gıda maddeleri satıyor, ürün gamı oldukça geniş, Amerika’nın en büyük firmalarından biri. Araştıranlar bulabilir. Bu şirket çok rekabetçi ürün fiyatlarıyla ve ürünlerini rakiplerinin satamayacağı fiyatlarla satmasıyla tanınmış. 

Çim biçme makinesi üreticisi bir kişi birkaç yıl bu firmaya çalıştıktan sonra oldukça zarar edip iflas ediyor. Bir süre sonra hastalanıp ölüyor. Bu kişinin yetişkin kızı bu markadan alışveriş etmeye devam ediyor. Babası bir şekilde bu firma yüzünden hayatını kaybediyor üstelik. İronikdeğil mi? Bir gazeteci bu durumu öğreniyor ve kadınla röportaj yapıyor. “Babanızı kaybetmenize sebep olan bir markadan neden alışveriş yapmaya devam ediyorsunuz?” diyor. Kızın verdiği cevap çok şaşırtıcı:

“Ben bu markadan alışveriş etmek zorundayım. Aylık kazancım harcamalarıma ucu ucuna yetişiyor. Bu markadan alışveriş ettiğimde ayda 300-350 USD bana ekstra kalıyor. Başka bir markadan alışveriş yapmaya kalkarsam bu kadar miktar açığım kalıyor. Evet biliyorum herşeyin farkındayım ama buradan alışveriş etmekten başka çarem yok.”

Bu markanın gücünü düşünebiliyor musunuz?

Bu tür başarıya ulaşmanın en önemli noktalarından biri belki de en önemlisi işinizi aşkla ve tutku ile yapmaktır. 

Aşk ve tutku ile yapılan işin: 

Eksiği olmaz.
Sonuçları mükemmele yakın olur.
Harika işler çıkar.
İşyerinde çalışmak zorunda kalmazsınız çünkü yaptığınız iş size hobi gibi gelir.

Ayrıca aşk ve tutku ile yaptığınız işlerde sıkılmaz ve yorulmazsınız. Steve Jobs “Harika işler yapabilmenin tek yolu yaptığın işi sevmektir,” diyordu. Gerçekten doğru. Severek yaptığınız işler zorunlu olarak yaptığınız işlere kıyasla çok daha başarılı olur. 

2. Alternatif iş planının olmaması

Şirketler vizyonlarını, misyonlarını şirketlerinin her yerine asıyorlar. Şirket marka değeri konuşulurken bunlar hep konuşuluyor ama çalışanlarını mutlu etmek, çalışanın işyerine bağlılığı konusunda pek fazla bir şey yapmıyorlar. Şirket ömürlerinin uzun olması için çalışan bağlılığı ve çalışanın mutluluğu çok önemli. CEO’lar rakamlara odaklanmış sadece kâr ve zarar hesapları yapıp, bununla ilgili konular etrafında çalışmalarını sürdürüyorlar. Bunlar şirketlerin kâr edebilmesi için çok önemli. Ama şirketin algılanan değeri, müşteri mutluluğu ve çalışan mutluluğu, şirketin uzun yaşaması ve hedeflenen kârlılıkların tutturulması açısından en önemli şeyler. 

Çalışanların mutlu ve şirkete bağlı olması, süreçleri hem daha kolay uygulanır hale getiriyor hem de operasyon olarak da çalışılmak istenen şirket durumuna getiriyor. Şirketler sadece çok memnun oldukları kişilere yatırım yapıp onları ödüllendirirken, ekipleri göz ardı ediyor. Halbuki ekiplerin motive edilmesi bireylerin motive edilmesinden daha kolay. Sadece maddi olarak ödüllendirilen bireyler yerine daha çok manevi ödüllendiren ekipler şirketleri daha iyi yönetiyorlar. Bunun yanısıra şirketi seven, şirkete bağlı ekipler, çalıştıkları şirketleri etraflarına daha fazla tavsiye ediyorlar, bu da insan kaynaklarının eleman bulma çalışmalarını kolaylaştırıyor.

Çalışan bağlılığının en yüksek olduğu ülkeler arasında %19 ile Portekiz, %18 ile İspanya ve %17 ile İngiltere ilk üçü alıyor. Portekiz ve İspanya’dayken gözlemlerim olmadı ama İngiltere’de bunu görebiliyorsunuz. Çalışanlarla konuştuğunuzda işlerini sevdiklerini ve mutlu olduklarını anlıyorsunuz. 

Türkiye’de çalışanların sadece %7’si işini seviyor ve işine bağlı, %63’ü işine bağlı olmadığını söylüyor. İşyerinden kalben kopmuş, iş arayışında olan insan ise %30’u oluşturuyor. 

Bunun ana sebepleri:

Yaptıkları işi sevmiyorlar.
Yöneticilerinden memnun değiller.
Hedefleri ve vizyonları yok.
Çalışmak zorunda kaldıkları için çalışıyorlar.
Çalıştıkları işte eğlenemiyorlar, işyerleri sıkıcı.

Bu sebeplerden çalıştıkları iş onlara zevk vermiyor. İnsanların çok küçük bir kısmı çalıştıkları işten zevk alıyor.

İşyerinde mutsuz olanların aklında her zaman bir B planı var bu da yaptıkları işi olumsuz anlamda etkiliyor. 

Çünkü bir B planınız varsa kendinizi fazla zorlamazsınız. Başarısız olursanız iş değiştirme yolunu seçersiniz. Halbuki sizinle ilgili eksiklikler her zaman firmanın problemi değildir bazen kendi probleminizdir. Firma değiştirdiğinizde o eksikler eski firmada kalmaz,onlar da başlayacağınız yeni firmaya gelirler.

Bir işte başarılı olmak için, tasarruflarınız dışında B planınız olmaması gerekir. 

B planı olması şu anlama gelir, “Çalışacağım, başarılı olamazsam başka bir işe geçerim...” ya da “Daha iyi bir iş olursa burada dayanmak zorunda değilim...”

Bu size hiçbir zaman başarı getirmez. 

Şampiyonlara bakın hiçbir zaman B planı yoktur. Kendi konusunda sonuna kadar çalışır, gerekirse acı çeker ama asla pes etmez ve vazgeçmez. 

Hiç şöyle bir şey duydunuz mu şampiyonlardan: “Koşuda denerim, olmazsa yüksek atlamaya geçerim, aman olmadı yüzmede belki başarılı olurum.” Böyle bir şey yok. Çok sporcunun hayatını inceledim. Ölümüne çalışmışlar. Kobe Bryant başarılı olana kadar günde 8 saat şut atmış. 8 saat her gün. Keman virtüozlarına bakın. Eğer günde 6-7 saat her gün çalışırsan 10 yılda belki ortalama bir virtüoz olabiliyorsun. Belki. 

Başarılı iş adamlarına, patronlara bakın onların hepsinde çok önemli bir şey var. Tutku. İşin kendi içinde çeşitli alternatifler aramışlar ama kendi ana işleri ile ilgili B planları olmamış. Howard Shultz, Starbucks’ın kuruluş hikâyesinden bahsettiği Gönlünü İşe Vermek kitabında yaşadığızorluklardan bahsediyor. İşin başlama safhasından son ana kadar ne kadar tutkuyla çalıştığını ve bu yolda ne kadar sıkıntı, acı çektiğini tüm açıklığıyla anlatıyor. Tüm bu süreç boyunca işi değiştirmeyi, B planını hiç düşünmemiş. Kendine “bu işi yapmak zorundayım, başka bir iş yapmayacağım” demiş ve bu yolda ilerlemiş. Yazdığı kitabın isminden de anlaşılacağı gibi gönlünü SADECE bu işe vermiş. Hiç mi başarısız olmamış? Defalarca...

B planı oluşturmanın ana sebebi başarısız olmaktan korkmak ve eğer başarısız olursam başka bir iş yaparım mantığıdır. Bu aslında bilinçaltımızın bizi korumak için savaş/kaç prensibinden, kaç şıkkını seçme olayıdır. Başarısız olma korkusu denemeler yapmamızı engeller bu da bizi kısıtlayıcı bir durumdur. Halbuki ne kadar çok başarısız olursak, o kadar çok başarılı oluruz. Bu biraz ironi gibi geliyor ama doğrudur. Başarısız olmaktan korkmayan biri o işle ilgili her konuda cesur davranacak bazı denemelerinde yanılsa bile günün sonunda başarıya ulaşacaktır.

Kaybedecek şeyleri olmayan veya o işi başarmaktan başka bir çaresi olmayan kişilerin B planı yoktur. O ya o işi başaracak ya da dibe vuracaktır. Dibe vursa bile bu onun için yine avantajlı bir durum olacaktır. Çünkü dibe vurmuştur. Daha fazla inecek bir yer yoktur.

Başarısız olmaktan korkmayın. Hatta başarısız olun. Hepimiz başarısız oluruz. Herkes başarısız olur. Bunda bir sıkıntı yok. Başarısız olduğunda rahat ol. Çünkü deniyorsun. Tekrar denersin. Büyük başarılar, büyük başarısızlıkların ardından gelmiştir.

3. Çalışmayı keyifli hale getirmek

Yıllar önce bir üst düzey yönetici tanıdığım, bir televizyon programına konuk oldu. Orada yönetici arkadaşım işin zorluklarından, yoğunluğundan ve ne kadar yorucu olduğundan örneklerle bahsediyordu. Sunucu en sonunda şöyle bir soru yöneltti. “Bütün bu işlerle nasıl başa çıkabiliyorsunuz, bunalmıyor musunuz?”

Cevap şöyleydi:

“Ben 3 tane olay fark ettim:

1. Çalıştığımız süre boyunca sıkıntılar bitmeyecek.

2. Biz profesyonellere bu sıkıntıları çözmemiz için para veriyorlar yani şikâyet etme lüksümüz yok.

3. En önemlisi bütün bu sıkıntılı işleri yaparken işi nasıl eğlenceli hale getireceğiz?

Üçüncü madde çok önemli. Bu maddeyi uygulayamıyoruz. 

Ben bu maddeyi uygulamaya azami çaba gösteriyorum. 

Nasıl oluyor; çalışırken molalar veriyorum, seyahat için gittiğim yerlerde eski dostlarım varsa onlarla görüşmeye çalışıyorum, fotoğraf ve video hobim var işimin bittiği saatlerde çekim yapmaya çalışıyorum. Çektiklerimi ‘iskolikgezgin’ adında Instagram sayfam var orada dostlarla paylaşıyorum. Kısacası işi eğlenceli hale getiriyorum.”

Bizim hep mutlu sona ulaşma ile ilgili hayallerimiz var. Aslında o mutlu sona ermek için yolda harcadığımız zamanları mutlu kılabilmek önemli. O zaman mutluluk devamlı sizinle birlikte olur. Mutluluk için bir yolda ilerlerken farkında olmadan, mutsuz bir şekilde hayatımızı tüketiyoruz.

 

Not: "Gökyüzü Gri Değil Maviymiş" kitabından alınmıştır.


Nihat Güneri / Gökyüzü Gri Değil Maviymiş
Kişisel Gelişim Uzmanı | Danışman

YENİ MAKALELER

Aristo'nun Zaferi /25.04.2022

Girişimcisiniz, parlak bir fikriniz olduğunu düşünüyorsunuz ve bunu hayata geçirmek istiyorsunuz. Peki, bunu nasıl yapacaksınız?

Küresel İklim değişikliğinin nedenleri ve hayatımıza etkileri /05.03.2022

İnsanoğlu neden hayatının son günüymüş gibi yaşıyor ? Neden yarını düşünmeden, doğal kaynakları kötü kullanıyor ve tüketiyor, çöküşü başlatıyor ? Ve geriye dönüşü olmayan bir yola giriliyor...

1960'lardan Günümüze: Metaverse Nedir? /20.02.2022

Arsalar alınıyor, satılıyor, kiralanıyor vs. RE/MAX Türkiye ilk metaverse bürosunu açtı. NFT'de, yapılan işler, dijital varlıklar ve sanatçıların eserleri internet üzerinden satılmaya başlandı. Gerçekten nedir bu Metaverse? Gelin hep beraber bunun cevabını öğrenelim.

Marvel karakterleri İş hayatında /13.02.2022

Dünyanın en prestijli iş ve yönetim dergilerinden Harvard Business Review’ta Spencer Harrison’ un kaleme aldığı “Marvel’s Blockbuster Machine” makalesinde Marvel film serilerinin, neden bu kadar başarılı olduğunu analiz etmiş. Bu analizleri iş hayatına ilişkilendirdiğimizde bizlere de yol göstermiş.

“360 derece çevik ve sürdürülebilir iletişim” /08.02.2022

Pandemi ile birlikte alışveriş alışkanlıklarında yaşanan değişim, farklı bir müşteri deneyimini de beraberinde getirdi. Pazarlamanın enstrümanı haline dönüşen dijital platformlar aracılığıyla marka ve tüketici arasında kurulan köprüler, çok kanallı bir yapı kazandı.