Kaybetmek Kazanmayı Yener!

Messi, sinemada Nuri Bilge Ceylan gibidir. Kusursuza yakın, disiplinli ve her ayrıntısı üzerinde çalışılmış…

Maradona ise Tarantino'yu hatırlatır; kaotik, öngörülemez ve kusurlarıyla unutulmaz.

İkisi de büyük sanatçıdır. Ama iz bıraktıkları yer farklıdır.

Lionel Messi ise 2022 Dünya Kupası boyunca yaptıklarıyla, final maçının bütün hikâyesi ve dramıyla artık sadece "çok iyi bir futbolcu" değildir. O günden sonra o da epikler arasındaki yerini aldı.

Çocukluğunda büyüme hormonu sorunu yaşayan kırılgan bir çocuk, nasıl oldu da takım arkadaşlarının "Onun için ölürüz." diyeceği bir lidere dönüştü?

Muhtemelen lider olarak doğmadı.

Yaşadıkları onu lider yaptı.

Çocukluğunda yaşadığı sağlık sorunu birçok kişi için büyük bir dezavantaj gibi görünüyordu. O ise bunu kaderi olarak kabul etmek yerine, üzerine çalışılması gereken bir başlangıç noktası olarak gördü.

Evet, Messi olağanüstü bir yetenekti.

Ama onu farklı yapan yalnızca yeteneği değildi.

Her sezon eksik gördüğü bir yönünü geliştirdi. Kendisinin de yetiştiği Barcelona'nın altyapı akademisi La Masia'nın girişindeki şu sözü hiç unutmadı:

"Çalışmak, yeteneği yener."

Ve belki de en önemlisi…

Üç Copa América finali ve bir Dünya Kupası finali kaybetti.

Vazgeçebilirdi.

Ama vazgeçmedi.

Asıl dönüşümünü kupaları kaldırırken değil, kupaları kaybederken yaşadı. Çünkü yaptığı hatalar ve yaşadığı hayal kırıklıkları onu olgunlaştırdı.

Messi'nin hikâyesi bana hep demirci ustasının elindeki demiri hatırlatır.

Demir ateşte yanar.

Çekiç darbeleriyle defalarca şekillenir.

Ancak bütün bunlardan sonra güçlü bir kılıca dönüşür.

Hayat da çoğu zaman insanı böyle işler.

1990'lı yıllarda İngiltere Millî Takımı'nın teknik direktörlüğünü yapan Bobby Robson, Avrupa Şampiyonası'nda yaptığı hatalar nedeniyle takımının elenmesinin ardından görevden alınır.

Yıllar sonra kendisine hayattaki en büyük pişmanlığı sorulduğunda şu cevabı verir:

"Evet, büyük hatalar yaptım. Kaybettik ve elendik. Buna çok üzüldüm. Ama o gün beni görevden almalarını anlayamadım. Ben bu hataları boşuna mı yaptım? Çünkü bütün bunlardan çok şey öğrenmiştim."

Bu sözün üzerinde yıllardır düşünürüm.

Kaybetmek…

Yıllar geçse bile sizi terk etmez.

Bazen sizden önce gideceğiniz yere varır ve sessizce sizi bekler.

İlk anda canınızı yakar.

Kendinizi sorgulatır.

Eksiklerinizi yüzünüze vurur.

Ama eğer ondan kaçmazsanız, zamanla en iyi öğretmeninize dönüşür.

Başarısızlıktan sonra insanın önünde iki yol vardır.

İlki, korkularına teslim olup düştüğü yerde kalmaktır.

İkincisi ise acısını da yanına alarak yürümeye devam etmektir.

İşte gerçek dönüşüm o yürüyüş sırasında başlar.

Kaybetmekten korkmaz, ondan öğrenmeyi seçerseniz; hayat bambaşka bir anlam kazanır.

Çünkü insan en çok kaybederken öğrenir.

Gerekli dersleri çıkarır ve vazgeçmezseniz…

Batırdığınız her iş, bir sonraki başarılı girişiminizin temelini oluşturur.

Biten her sağlıksız ilişki, doğru ilişkiyi daha iyi tanımanızı sağlar.

Yaptığınız her hata ise sizi biraz daha olgun, biraz daha güçlü ve biraz daha iyi bir insana dönüştürür.

Panzehir, zehrin küçük bir bölümünden üretilir.

Doğru dozda kullanıldığında hayat kurtarır.

Kaybedişler de böyledir.

İçlerinde sizi güçlendirecek panzehiri taşırlar.

Bu yüzden başarısızlıklarınızı yalnızca bir son olarak değil, sizi bir sonraki adıma hazırlayan en değerli öğretmenler olarak görün.

Çünkü gerçek zafer, hiç kaybetmemiş olmak değildir.

Gerçek zafer, kaybettiğin hâlde yeniden ayağa kalkabilmektir.

Bu yüzden eninde sonunda…

Kaybetmek, Kazanmayı Yener.

Yazar
Mesut Süren
CEO | Franchise ve Perakende Mentörü