Fenerbahçe’de Bir Ted Lasso Hikâyesi: Tedesco ve Pozitif Liderlik

Bazı insanlar vardır; girdikleri ortamda ses yükseltmezler ama ortam, onların varlığıyla sakinleşir.

Futbol gibi gürültülü bir oyunda bu pek alışıldık değildir. Çünkü biz bu oyunu yıllardır bağırarak izleriz.
Kazanınca bağırırız, kaybedince daha çok bağırırız.
Sanki ses yükseldikçe kontrol bizde kalacakmış gibi.

Gerçek Hayatta Bir Ted Lasso Mümkün mü?

Birkaç yıl önce yayınlanmaya başlayan Ted Lasso adlı bir dizi var.
Amerikan futbolu koçu olan, futboldan neredeyse hiç anlamayan bir adamın İngiltere’de Premier lig'deki bir futbol takımının başına geçmesini anlatıyordu.

Herkes onunla alay ediyordu.
Bağırmıyordu. Sert değildi. Taktik ezberi yoktu ama bir şeyi çok iyi yapıyordu:
İnsanlara iyi hissettiriyordu.

Dizi bize şunu fısıldıyordu: "Bazen bir takımı kazanmak için önce kupaları değil, insanları kazanmak gerekir."

Bugün Fenerbahçe’de Domenico Tedesco’yu izlerken, ister istemez bu hikâye geliyor aklıma. Adından şu soru beliriyor: Gerçek hayatta da Ted Lasso olur mu?

Oluyormuş.

Yılların Yorgunluğu: Fenerbahçeli Olmak

Ben Fenerbahçeliyim.
Bu kulübü yalnızca kazanılan kupalarda değil, uzayan şampiyonluk hasretlerinde, son haftalarda dağılan umutlarda ve “seneye” diye başlayan cümlelerde de izledim.

Bir Fenerbahçeli için en yorucu şey yenilmek değildir. Asıl yorucu olan, her sezon yeniden umutlanıp aynı hayal kırıklığına uyanmaktır.

Bu yüzden artık çoğumuz temkinliyiz. Sevinirken bile sessiz, umutlanırken bile mesafeliyiz.

İşte tam da bu yüzden, bugün sahada gördüğümüz şey sadece bir oyun değil.
Bir ruh hâli.

Taktikten Önce Değişen Şey: Atmosfer

Tedesco’nun Fenerbahçe’de ilk değiştirdiği şey diziliş olmadı.
İlk değişen şey, atmosfer oldu.

Hakemler konuşulmuyor. Rakiplerle polemiğe girilmiyor. Bahaneler üretilmiyor.

Bu ülkede bu büyük bir alışkanlık kırılmasıdır.
Çünkü biz çoğu zaman oyunu sahada değil, cümlelerin içinde oynamayı severiz.

Tedesco enerjisini kontrol edemediği alanlara harcamıyor.
Tıpkı Ted Lasso’nun dizide yaptığı gibi.

Uzun zamandır ilk kez, bir teknik direktörün maçtan sonra söyledikleri değil, oyuncuların sahadaki duruşu konuşuluyor.

Oyuncular bugün daha cesur oynuyorsa, bunun sebebi budur.
Hata yapmaktan korkmuyorlar.
Korkmayan oyuncu risk alıyor ve risk alan takım büyüyor.

Bir Fenerbahçeli olarak bunu söylemek benim için kolay değil.
Çünkü bu kulüp bize yıllardır umutla mesafe koymayı öğretti fakat şunu da inkâr edemem:
Uzun zaman sonra ilk kez, bu takım sahaya çıkarken “yine mi?” demiyoruz.
“Acaba?” demeye başladık..

Umut, Bu Kez Pozitif Bir Yerden Geliyor

Ted Lasso dizide bunu gülümseyerek anlatıyordu.
Tedesco ise bunu sahada, pozitif kalmayı bir tercih haline getirerek gösteriyor.

Bu pozitiflik; gerçeklerden kaçmak değil, sorunları yok saymak değil, zor zamanlarda bile oyunun içinde kalabilmek.

Elbette bu hikâye henüz bitmedi.
Derbiler var.
Krizler var.
Sabırsızlık var.

Bir Fenerbahçeli olarak hâlâ temkinliyim ve bu defa bu temkinin içinde umut var.
Çünkü bu kez umut, bağırarak değil; oyuncuların sahadaki duruşundan, kenardaki sakinlikten, yüzlerdeki o rahatlıktan besleniyor.

Bazı liderler kazanmak için sertleşir.
Bazıları ise pozitif kalarak güçlenir. Bazen de yıllardır yorulmuş bir camiaya en iyi gelen şey, sessizlik değil; pozitif bir güven duygusudur.

 

Mesut Süren
Author
Mesut Süren
CEO | Franchise ve Perakende Danışmanı