Cumartesi
28.08.2021
Türkiye’de 30 yıllık franchise deneyimimizle ilginç bir noktaya geldik. Zincir sayısında Avrupa’nın lideriyiz ama dünyaya açılamıyoruz.
 

Dükkan sayısını zincir sayısına böldüğümüzde ortalama 20 çıkıyor, bu sayı ABD de 200. Haliyle az şubeli zincirler verimsiz çalışıyor, güçsüz kalıyor. Örnek olarak herhangi bir AVM nin gıda katında kaç kişinin hangi işletmeden aldığına bakın, göreceğiniz tablo 3-5 yabancı müşterinin yarıdan fazlasını alıyor, kalanı 10-15 yerli paylaşıyor. Hangisinin yemeği daha iyi tartışılabilir, ama hangisinin zinciri daha iyi, tartışılamaz. Farkın nedeni, yabancıların Amerikanvari, yerlilerin Türk işi çalışması. İstediği kadar yabancıların ekipmanını, uzmanını alsın, işe yaramıyor, dışı benziyor, içi değişmiyor. Franchise dünyadakinden bir hayli farklı gelişti. Franchise & More olarak biz bu durumu “Türk tipi franchise” olarak tanımlıyoruz. Marka sahibi sistem kurmakla uğraşmıyor, işi ustasına, işletmeyi bayisine teslim ediyor. Eğitim vermiyor, eğitilmiş adam alıyor. Denetimsiz ticaret ve haksız rekabet ortamında “gemisini yürüten kaptan” diyor. Dört ana sektörde gördüğümüz şu.

Tedarik: Dünyada tedarikçi olarak en uygun firma seçilip maliyet düşürülür, bizde franchise veren her şeyi kendi tedarik etmeye çalışır, fiyatları şişirir.

Ustalık: Dünyada işler basitleştirilir, herkese eğitim verilir, herkes her işi yapar, bizde mutfak ve servis ayrılıyor, işi bilen usta aranıyor, üstünkörü eğitim veriliyor.

Süre: Batıda 15-20 yıl süreyle franchise verilir, bizde süre 5 yıl. İşi öğrenen ayrılıyor, kendi zincirini kuruyor.
Giyim alanında 90’larda markalar bayilik verir, çekini alır, işletmeye karışmazdı. “Türk tipi” franchise üç konuda belirginleşti.

Geri alma: Bayiler fiyat kırdı, indirime erken girdi, markalar müdahale edebilmek için konsinye satışa döndü. Stok, vitrin, dekor, eğitim derken perakendeyi öğrendiler, mağazaları bayilerden geri aldılar.

Kar düşmesi: AVM ler açıldıkça müşteri dağıldı, bayiler zorlandı, kira markaların üstüne geçti, bayinin gücü azaldı. AVM ler kimi sevdiyse onu büyüttü, yabancılar avantaj kazandı. Sonuçta giyimde bayiliğin tadı kalmadı.

Dünyayla baş edememe: Dünyada rekabet iyi tasarımla, fazla koleksiyonla, düşük fiyatla yapılıyor. Bizde rekabet satış noktasını elde tutarak, kaliteyi düşürüp ucuzlayarak yapılıyor. Dünün güçlü markaları bugün işi bilen şube zincirleri karşısında dayanamıyor.

Türk tipi franchise

Mağazacılık alanında 90’lara kadar küçük uzman mağazalar vardı. “Türk tipi franchise” üç önemli gelişmeyle şekillendi.

  • Genişleme: Mağazalar küçükken uzmandı, büyüyünce ürün gamı genişledi. Marketten hipermarkete, bilgisayarcıdan elektronik markete, nalburdan yapı markete geçtik, her şey tek çatı altında bulunur oldu. Gerçekten uzman olmayan küçük mağazaların şansı kalmadı.
  • Şubeleşme: Küçük mağazalar franchise ile yayıldı ama, kar marjı düşünce bayiye yetmez oldu. Oysa yüz şubeli büyük veya bin şubeli küçük mağazanın karı az bile olsa, markanın sahibine yetiyor. İnternet satışları her sektörde fiyatı baskılıyor, kar azalıyor, olan bayiye oluyor.
  • Yerlileşme: Dünya devleri pazara girdi, yerliler işi onlardan öğrendi. Büyük sermaye zincirleri alarak perakendeye girince denge kuruldu. Şubeyi, maliyeti, fiyatı iyi yöneten yerliler yabancılarla baş edebildi. Gıdada, elektromarkette, yapı markette, mobilyada, katlı mağazada yerliler yabancıları yendiler. Hatta inanıyorum ki, AVM ler yer vermese yabancılar iş yapamaz.

Hizmet alanında 90’lara kadar tek tük zincirler vardı. Sonra “Türk tipi franchise” gelişti, farklı sektörlerde farklı sonuçlar çıktı ortaya.

  • İşi öğrenme: Emlak, temizlik, araç kiralama, kargo, danışmanlık, otelcilik gibi dünyada büyük markaların hakim olduğu sektörlerde yabancı zincirler franchise verip işi bayilerine veya profesyonellerine öğrettiler, bir çoğu ayrılıp kendi zincirini kurdular. Franchise tekniklerini bilmeyen, işi operasyondan ibaret sanan taklitler bir türlü orijinali gibi olamıyor, yabancılar giderek pazara hakim oluyor.
  • Gücüne güvenme: Monopol şans oyunları yüzlerce bayisini memur gibi çalıştırdı. Oligopol telefon operatörleri bayilerini primle oynattı, bir açtırdı bir kapattı. Oligopol meşrubat, bira, beyaz eşya markaları bayilerini seçti, asker gibi çalıştırdı, arada Rekabet Kuruluna yakalandılar.
  • İşine güvenme: Biraz farklı olup da para kazanan perakendeciler hemen franchise verdiler. Çoğu franchise tekniklerini bilmedikleri için sistem kuramadı, sadece markalarını kullandırdı. Yer iyiyse, bayi becerikliyse iş yürüdü. Güzelikten zayıflamaya, dershaneden okula, PVC pencereden araç bakımına, birçok sektörde benzeri yaşandı. Bayi başka destek görmediği için franchise giriş bedeline “isim hakkı” diyor. Kendinin iş fikri olmadığından, kazandığını gördüğüne umut bağlıyor.

Türkiye’de 30 yılda franchise ile geldiğimiz noktanın özeti bu. Franchise zincirlerinin 6 gücü, 4 ortağı olur. Marka, yer, konsept, operasyon, fiyat, ürün alanında güçlü olmayan zincir kuramaz. Katma değerini franchise veren, alan, tedarikçi, tüketici arasında dengeli paylaştırmayan zincirleşemez. Yerli markalar ancak 2-3 güce sahipken zincirleşiyor, franchise tekniklerini bilmediğinden sistem kuramıyor, birikimi olmadığından işine yatırım yapamıyor, düşe kalka yürüyor. Karın çoğunu kendine aldığından bayiler kazanamıyor, bayilerini batırarak büyüyüp günü kurtarıyor. Büyük sermaye alır diye umuyor ama, sistemsiz ve karsız işe girmedikleri için tıkandığı noktada kimi el değiştiriyor, kimi kapanıyor. Organize perakendenin kuralı bu, en az hata yapan rakiplerini yutar, yerliler beceremezse yabancılar hepsini yutar. Yanlış da yapsa, eksik de olsa, bunlar ülkemizin markaları, yarının büyükleri bugünün eksikleri arasından çıkacak. Franchise & More olarak biz bu eksikleri gidermek için eğitimle, denetimle, danışmanlıkla, satışla destekliyoruz.


Franchise Danışmanı

FORUM’DA POPÜLER