Dezenflasyondan Kalkınmaya: Yeni Yatırım Teşvik Modeli

Bu hafta Salı günü açıklanacak olan Mayıs ayı enflasyonuna dair piyasa beklentilerinde, aylık artışın yaklaşık yüzde 2 olacağı tahmin ediliyor. Yıl sonu tahminleri ise yüzde 31 düzeyinde şekilleniyor. Ancak, bu sürecin bir de başka boyutu var. Reel sektörün uzun süredir dikkat çektiği bazı yapısal sorunlar, son dönemde açıklanan gecikmeli verilerle daha belirgin hale geldi. Gerek İSO 500 sonuçları, gerekse 2025’in ilk çeyreğine ilişkin büyüme verileri, özellikle sanayi sektöründe uygulanan sıkı para politikasının bazı yan etkiler oluşturduğunu gözler önüne seriyor.

Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki: Enflasyonla mücadele süreci her ülkede zorludur. Sıkı para politikaları, kamuoyunda her zaman olumlu karşılık bulmaz. Bu yüzden, 2008 küresel krizinden bu yana birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülke, yalnızca para ve maliye politikalarına dayanmayan, aynı zamanda makro-ihtiyati önlemlerle desteklenen çok katmanlı bir ekonomik yönetim modelini benimsemiştir.

Bu önlemlerin bazıları para politikasıyla uyum içinde çalışırken, bazıları ise kasten dengeleyici işlev üstlenir. Örneğin sıkı para politikasının uygulandığı dönemlerde belirli kredi türlerine getirilen zorunlu karşılık artışları, politika etkisini pekiştirirken; genişleme döneminde benzer adımlar stabiliteyi sağlayabilir. Ben yatırım teşviklerini de bu bakış açısıyla değerlendiriyorum. Çünkü ne üretimden ne ihracattan ne de stratejik sektörlerden vazgeçmeden dezenflasyonu başarmanın yolu, güçlü ve kapsamlı bir yatırım teşvik sisteminden geçiyor. Klasik iktisat teorilerinde, enflasyonla mücadele genellikle büyümeden taviz verilmesini gerektirir. Ancak doğru teşvik araçlarıyla bu fedakârlığı daha dengeli bir zemine oturtmak mümkündür.

Tam da bu doğrultuda, geçtiğimiz Cuma günü kamuoyuyla paylaşılan yeni bir düzenleme dikkat çekiyor. Resmî Gazete’de yayımlanan “Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Cumhurbaşkanı Kararı”, 2030 yılına kadar sürecek ve “Türkiye Yüzyılı Kalkınma Hamlesi”nin önemli bir bileşeni olacak.

Bu karara genel hatlarıyla baktığımızda, yedi temel başlık öne çıkıyor:

  • Düşük faizli veya kar paylı desteklerle yatırım iştahını canlandırmak.
  • Yeşil ve dijital dönüşüme odaklanan, yerel kalkınmayı önceleyen bir teşvik modeli oluşturmak.
  • Sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeylerine göre farklılaştırılmış vergi avantajları sunmak.
  • Deprem bölgesi, cazibe merkezi ve OSB’lerde istihdama odaklanan politikalar izlemek.
  • Genel teşvik sisteminden ayrışarak, hedef sektör ve ürün bazlı stratejik destekler sağlamak.
  • Marmara gibi yoğun nüfuslu bölgelerden Anadolu’ya sanayi yatırımlarını yönlendirmek.
  • Planlı alanlarda büyük ölçekli sanayileşmeyi, özellikle Endüstri Bölgeleri aracılığıyla teşvik etmek.

Bu yeni yapı yalnızca bir teşvik paketi değil; aynı zamanda üretim, teknoloji ve sürdürülebilir kalkınma ekseninde yeni bir düşünce sistemine geçişin işaretidir. Artık yatırım kararları sadece ekonomik gerekçelerle değil; sosyolojik, coğrafi ve stratejik analizlerle de şekilleniyor. Sanayicilerden gelen ilk geri bildirimler de oldukça olumlu. İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, finansmana erişimin güçleştiği bir dönemde bu sistemin sanayicilere moral kazandıracağını vurgularken; ASO Başkanı Seyit Ardıç, sistemin yüksek katma değerli, dış ticaret açığını azaltan ve teknolojiye dayalı yatırımları teşvik etmesini önemli buluyor. OSBÜK Başkanı Memiş Kütükcü ise, OSB’leri merkezine alan bu yapının Türkiye’nin planlı sanayileşme hedeflerine doğrudan katkı sunacağını ifade ediyor.

Ben de bu değerlendirmelere katılıyorum. Yeni yatırım teşvik modeli, yalnızca dezenflasyonun yol açabileceği olumsuz etkileri hafifletmekle kalmıyor; aynı zamanda Türkiye’yi 2030’a taşıyacak uzun vadeli kalkınma stratejisinin temellerini de güçlendiriyor.

Ülkemiz adına umut verici bir adım.

Cansu Çelik
Author
Cansu Çelik
Umay Trading Kurucu